WiC: Women in Computing

  LinuxChix | Debian Women | Gnome Women | Kde Women | Ubuntu Women  
WiC : Bilişim Alanındaki Kadınlarla İlgili Türkçe Belgelendirme ve Türkçe ve İngilizce Belge İndeksleme Projesidir.  
 
Belgeler


Türkçe Belgeler
İngilizce Belgeler
 
 
Bilişim sektörü: Çalışan kadın çok, yönetici kadın az

Pazar, 29 Mayıs 2005

Ankara- Oya Özden Saner, “Kadın ve Bilişim” toplantısında “Türkiye’de bilişim teknolojileri kadınları özgürleştiriyor mu?” başlıklı sunumuyla dikkat çeken Gamze Göker’le söyleşti.

Uçan Süpürge Haber Merkezi- 30 Mart 2005 tarihinde İstanbul The Marmara Oteli’nde, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA.DER), Intel ve Hürriyet gazetesi işbirliğiyle “Kadın ve Bilişim” konulu bir toplantı gerçekleştirildi.


Toplantıda, “Türkiye’de bilişim teknolojileri kadınları özgürleştiriyor mu?” başlıklı bir sunum yapan Gamze Göker, 1998 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Tanıtım Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı’dan “Bilişim Teknolojileri (BT) Süreli Yayınlarında Toplumsal Cinsiyet Örüntüleri: BT Haber Örneği” isimli tez çalışması ile yüksek lisans derecesi aldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü’nde doktora öğrencisi olan Göker, ODTÜ Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’nda “.tr” Alan Adı Yönetimi’nde web editörü ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışıyor. On yıldır feminist hareket içerisinde aktif olarak yer alan Göker’in ilgi alanları ise yeni medya, bilişim teknolojileri ve internet ilişkisi, toplumsal cinsiyet ve teknoloji...


Gamze Göker ile bilişim teknolojileri ve kadınların bilişim dünyasıyla ilişkisi üzerine söyleştik.


İsterseniz bilişim teknolojisinin ne olduğu üzerine konuşalım önce.

Bilişim teknolojileri (BT) kavramı aslında, kendi içinde çok hızlı değişen ve gelişen ayrıntılı bir teknoloji dünyasına karşılık geliyor. Neler var bu kavramın içinde? Donanım (hardware), yazılım/program (software), bilgisayar ağları (network), bilgisayar ağ yazılımları, sistem entegrasyonu, İnternet, telekomünikasyon ve telekomünikasyon yazılımları ve hatta bu alana ilişkin eğitim ve danışmanlık. Donanım; klavye, ekran, yazıcı, sabit disk (hard disk) gibi bilgisayarın fiziksel parçalarına verilen isim. Yazılım ise, bilgisayarı ya da telekomünikasyon donanımlarını işleten programlara verilen genel isim. İngilizce’de bugün, kısaltması ICT olan, “information and communication technologies” olarak kullanılan kavram, Türkçe’de yaygın olarak “bilişim teknolojileri” olarak kullanıyor. Çünkü “bilişim teknolojileri”, hem enformasyon hem de iletişim teknolojilerinin her ikisini de içeriyor. 

“İncelediğim toplam 493 reklam metninde tek başına kullanılan erkek figürü 82 iken, kadın figürü 22’dir. Kadın ve erkeği birlikte gösteren 40 reklam metnininin neredeyse tamamında kadın ‘ikincil, yardımcı, edilgen, bağımlı, izleyen/izlenen, teknolojinin yan işlevlerini kullanan’ olarak temsil ediliyor.”

“Toplumsal olarak üretilen her şey gibi teknoloji de ideolojiktir” diyorsunuz ve reklam metinlerinin önemli bir gösterge olduğundan bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Teknolojinin ideoloji ile ilişkisi ya da ilişkisizliğine dair farklı görüşler var. Çok kabaca söz etmek gerekirse, bilimin ve bilimsel araştırmaların yansız ve dolayısıyla ideolojiden arınmış olduğunu iddia eden görüş, teknolojinin de aynı biçimde, ideolojiden uzak ve yansız olduğunu iddia ediyor. Bir görüşe göre, teknoloji yansızdır ama kimler tarafından, nasıl ve ne amaçla kullanıldığı önemlidir. Bir başka görüşe göre ise, teknoloji ve bilim, toplumsal ve tarihsel süreçte üretilen her şey gibi ideolojiktir. Çünkü bilim insanları da, teknolojiyi üretenler de, bilim ve teknoloji politikalarına yön verenler de kaçınılmaz olarak belli sınıfsal, toplumsal ve kültürel düşünme biçimlerinin etkisi altındadırlar. Yani ne bilim ne de teknoloji, sınıflar ve ideolojiler üstüdür. Bilişim teknolojileri özelinde konuya yaklaşacak olursak, tüm diğer teknolojilerde olduğu gibi, bilişim teknolojileri alanında da, bugün yeni sağ (neoliberalizm) ve toplumsal cinsiyet ideolojileri ve militarizm bu teknolojilerin içine gömülüdür. Militarizmi barındırır, çünkü hepimizin bildiği üzere, hemen tüm teknolojiler önce askeri amaçlarla üretilir ya da onlar tarafından denenir, ardından sivilleşir. Yeni sağla ilişkisine gelince; küreselleşmeyi, malların, sermayenin, hizmetlerin, enformasyonun ve emeğin tek tip düzenleme altında dünya çapında dolaşması olarak tanımlarsak, bunun bugün hızlanması ya da anındalaşmasını sağlayan şey, bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerdir. Bilişim teknolojileri bu anlamda küreselleşme sürecinde ciddi bir rol oynuyor. Örneğin Türkiye’de BT altyapı yatırımları çokuluslu şirketler ve ulusal ve uluslarası askeri güçlerin talepleri doğrultusunda yapılıyor. Yeni sağ ideoloji, bilişim teknolojileri alanında, mühendislik ideolojisi ile karşımıza çıkıyor. Mühendislik ideolojisi, sözde ‘ideolojilerden arınmış’, aslında kendisi de bir ideoloji olan ‘yansız’ bilim ve teknoloji söylemi üzerinde temellenen, tarihsel süreç içerisinde, 1900’lerin başlarından itibaren teknokrasiyle, daha yakın zamanda ise yeni sağ ideoloji ile içiçe ilerleyen bir söylem. Aynı zamanda özellikle üçüncü dünya ülkelerinde gözlemlendiği biçimiyle, mühendislerin, “toplumsal mühendislik” olarak isimlendirilen göreve  soyunarak, toplumsal sorunların teknoloji temelinde çözülebileceği, dolayısıyla yönetim kademelerinde teknik insanların bulunduğu bir yönetim biçiminin siyasete gerek kalmaksızın refah düzeyi yüksek ve mutlu bir toplum yaratacağı düşüncesi BT sektöründe hakim. Kabaca söylemek gerekirse, bu ideolojinin üreticisi ve taşıyıcısı beyaz yakalı, BT profesyoneli, şehirli erkekler ise; yeniden üreticisi ve doğallaştırıcısı ise BT profesyonellerine yönelik yayın yapan süreli yayınlar ve bu yayınlarda yer alan reklam metinleri. Ben yaptığım bir çalışmada, haftalık bilişim teknolojileri gazetesi BT Haber’de yayımlanmış reklam metinlerini inceledim. İncelediğim toplam 493 reklam metninde tek başına kullanılan erkek figürü 82 iken, kadın figürü 22’dir. Kadın ve erkeği birlikte gösteren 40 reklam metnininin neredeyse tamamında kadın “ikincil, yardımcı, edilgen, bağımlı, izleyen/izlenen, teknolojinin yan işlevlerini kullanan” olarak temsil ediliyor.

Kültürel bir metin olarak reklam, çeşitli göstergeleri kullanır. Bu göstergeler popüler kültürün objeleridir. Dolayısıyla reklam metinlerinde oluşan anlam, çeşitli söylemler aracılığı ile oluşur ve bu söylemler ataerkillik, ırkçılık, kapitalizm vb. gibi toplumsal güç merkezlerini temsil eder. Reklamlar ayrıca sadece ürünleri değil, aynı zamanda toplumsal değerleri ve idealleri satmayı amaçlar.

“Kadınların eviçi üretim ve emekleri görünmez kılındığı ve değersizleştirildiği gibi, kadınlık kültürü ve kadınlık bilgileri de erkek egemen ideoloji tarafından ikincilleştiriliyor. Kadınların teknolojiyle ilişkileri de bundan bağımsız değil.

Kız ve erkek çocukların teknoloji ile kurdukları bağın farklılığına dikkat çekiyorsunuz. Bu farklılığın kaynağı ve nasıl beslendiği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kız ve erkek çocuklar daha ilk yaşlardan itibaren teknolojiyle ilişkilerinde farklı yönlendiriliyor. Aile, okul ve kız çocuklarının toplumda içinde yer aldıkları hemen tüm sosyalleşme mekanizmaları, kadınların teknolojiye “yakın” ve “yatkın” olmadığını, “teknolojiden uzak” olduğunu çeşitli yöntemlerle tekrar ederek kadınların teknolojiyi deneyimleme, üretme ve tasarlama pratiklerini önemsizleştiriyor. Bilişim teknolojileri ve toplumsal cinsiyet konusunda çalışan önemli araştırmacılardan biri olan Liesbet van Zoonen şöyle diyor: “Toplumdaki yaygın kanı, bizi kadın ve erkeklerin teknolojiyle ilişkilerinin farklı olduğuna inanmaya yönlendirir. Kadınlar araba sürer, erkekler o arabaları tamir eder; kadınlar evde yaşarlar, erkekler o evleri inşa ederler; kadınlar çamaşır makinası kullanırlar, erkekler ise o makinaları keşfederler; kadınlar doğum kontrol hapı alırlar, erkekler bu hapı arıtırlar... Telekomünikasyon ve bilgisayar teknolojileri de benzer bir tablo sunarlar: erkekler radyoyu parçalarına ayırırken, kızlar radyo dinler; kadınlar video izlerler, erkekler ise zamanlayıcıyı kurarlar; kadınlar bilgisayar kullanır; erkekler ise onu deneyimler ve onunla oynarlar”. Her şeyi özetliyor aslında. Genel olarak dünyada ve bizim toplumumuzda da kadın, “doğaya yatkın”, “duygusal” olanı, erkek ise “aklı” ve “teknik ve bilimsel” olanı temsil ediyor. Bu sınıflandırma, ataerkil toplumsal cinsiyet ideolojisinin, toplumun her alanında yeniden üretilmesinin bir sonucu. Kadınların eviçi üretim ve emekleri görünmez kılındığı ve değersizleştirildiği gibi, kadınlık kültürü ve kadınlık bilgileri de erkek egemen ideoloji tarafından ikincilleştiriliyor. Kadınların teknolojiyle ilişkileri de bundan bağımsız değil. Genel olarak teknolojiyi ve günümüzde de özellikle bilgisayarı deneyimlemenin kadınlarda stres yarattığı dünyada yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Bu “teknostres”in yanı sıra, “teknofobi” olarak adlandırılan ve kısaca teknolojiyi kullanma korkusu olarak tanımlanabilecek psikolojik engel, ağırlıklı olarak kadınlarda ve yaşlılarda gözlemleniyor. Enformasyon teknolojilerinin erkeklere yönelik olduğu ve erkeklerin araçları oldukları, bu nedenle kadınların başarılı ve etkin bir şekilde teknolojileri kullanamayacakları şeklindeki önyargı “bilgisayar endişesi” (computer anxiety) üzerine temellenir. Matematik korkusu da benzer bir korkudur. Bu korkuların temelinde, cinsiyetçi ideolojinin kadınlara ve erkeklere atfettiği toplumsal roller ve toplumsal cinsiyet kimlikleri yatar. Bu ideoloji, toplumsallaşma sürecinde kadınları ve erkekleri farklı araçlara yönlendiriyor. Orta ve yüksek öğrenim kurumlarında kız öğrencilerin matematik ve fen derslerine karşı duydukları korku cinsiyetçi pratiklerin bir sonucu. Ünlü siber-psikiyatr Sherly Turkle, kızların bilgisayarlardan korkmaktan çok, bilgisayarla ilgilenmenin kadınsı bir iş olmadığını düşündüklerini belirterek kendi öznel deneyiminden şöyle sözediyor: “Çoğu teknolojik gelişmede olduğu gibi, bilgisayarın kültürel yapısı da erkeksidir. Küçük bir kızken bir radyo yapmak istemiştim. Genelde bu tür konularda teşvik edici olan annem “Hayır, sakın dokunma, çarpılacaksın” gibisinden bir tepki göstermişti. Radyoyu yapmak istemediğimden ya da fobik bir duruma düştüğümden değil; ama bu tür şeylerin sadece kızların yapmadığı işler olduğunu düşünmem nedeniyle, bu tür işlerden elimi ayağımı çektim”. Benzer bir olayı hemen tüm kız çocukları yaşamıştır. Turkle, geleneksel olarak, bilgisayar kültürünün, kızların kendisinden soğumasına yol açabilecek unsurları barındırdığından söz ederek kullanılan dilden örnekler veriyor. Bir hata yaptığınızda bilgisayar ekranında “abort” (çocuk düşürme) veya “execute” (idam etmek) ya da “kill” (öldürmek) kelimeleriyle karşılaşırsınız. Bu sözcükler, kızlara sıcak gelmeyen çağrışımlar içeriyor.

Bilişim teknolojileri ve internete erişimde yaygın olarak kullanılan “sayısal uçurum” ne anlama geliyor? Kadınlar bu uçurumun neresinde yer alıyor?

BT’nin gelişimi ve yaygınlaşması ile birlikte, BT’ye erişim ve kullanım konusunda etnik, sınıfsal, bölgesel ve toplumsal cinsiyete bağlı çeşitli eşitsizlikler, bilgi zenginleri ve bilgi yoksullarını yarattı. BT’ye erişebilenlerle erişemeyenler arasında oluşan bu aralığa, uçuruma “sayısal uçurum” diyoruz. Öte yandan, genel olarak ekonomik kaynakların dağılımını göz önünde bulundurduğumuzda, hepimizin bildiği üzere kadınlar dünyanın en yoksulları. Yani yoksulluğun cinsiyeti kadın. Kadınlar temel okuma yazma eğitimi başta olmak üzere, bilgisayar okur yazarlığı, yabancı dil eğitimi, parasal kaynaklara sahiplik gibi temel yoksunluklar dolayısıyla bilişim teknolojilerine erişimde erkeklere oranla handikaplı durumdalar. Bir de bunlara, az önce saydığım ve tüm dünyada geçerli olan, toplumsal kültürel etkenleri eklediğimizde bugün bilişim teknolojilerine ulaşabilen kadınların seçkin bir kesimi oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hele ki hâlâ namus cinayetlerinin işlendiği, kadınların ev dışına çıkabilmesinin bile çok önemli olduğu bir coğrafya olan Türkiye için durumun daha da vahim olduğunu söylemeye gerek yok. Bilişim teknolojilerini kullanmak için yeterli eğitime sahip olsalar bile, hem işte hem evde çalışarak erkeklere göre daha uzun bir çalışma günü geçiren kadınların, bilgisayarın başına oturacak ne zamanı ne de enerjisi kalıyor. Fakat, bilişim sektöründe çalışan kadın sayısını göz önüne aldığımızda, Türkiye’nin gelişmiş birçok ülkeden daha ileride olduğunu söylemek mümkün. Kadınların İnternet’le ilişkilerine gelince, Türkiye’de erkekler kadınlardan 2.5 kat fazla İnternet kullanıyor Erişim sorunlarını bir yana bıraktığımızda, başka bir  sorunla daha karşı karşıyayız. Örneğin internette porno ve küfür içerikli metinlerin yaygın olarak dolaşımda olması, kadınları İnternet’ten uzak tutan etkenlerden biri.

Her sektörde kadınların karşısına çıkan “cam tavan” engeli bu alan için de geçerli mi?

“Cam tavan” kavramını şöyle tanımlıyoruz: İş yaşamındaki terfi ve atamalarda, özellikle evli ve çocuklu kadınların, erkek meslektaşlarına göre daha az terfi ve ödül alması. Bilişim teknolojileri, tüm dünyada diğer mühendislik alanlarına göre daha kadınsı görülmesine rağmen, terfilerde karşılaşılan bu cinsiyete dayalı ayrımcılık, bu sektörde de yoğun olarak gözlemleniyor maalesef. Yani sektörde çalışan kadın sayısı fazla ama yönetici sayısı oldukça az.

İnternet kafelerin kullanımı açısından genç kadın ve erkekler arasında bir ayrımdan söz edebilir miyiz?

İstanbul’da İnternet kafeler üzerine yapılan bir araştırmaya göre, internet kafeleri en çok ziyaret eden kesim, 18-24 yaş arası lise veya üniversite mezunu, orta veya dar gelirli erkek nüfusu. Birçok İnternet kafenin, araştırma ya da iletişim amacından çok, atari salonu ya da kahve gibi kullanılması, porno sitelerin bu kafelerde yoğun olarak ziyaret ediliyor oluşu, bu mekanların da erkeklerin egemenliğine girmesine, kadınların bu mekanlardan uzak kalmasına neden oluyor.

“Kadınlar, özgürleşmek ve en azından erkeklerle eşit koşullarda çalışma ve eğitim alanında yer almak istiyorlarsa, BT’yi önemsememe lüksüne sahip değiller. Bilgi kaynaklarına erişim ve bağlantılı olarak iletişimin gelişmesi, kadınların izolasyonunun sona ermesi ve özgüvenlerinin artmasına olumlu etkide bulunuyor.”

Dünyada genel olarak enformasyon ve iletişim teknolojisi olarak adlandırılan bu alanın kadınlara yönelen bir tehlikesi var mı?

Bilişim teknolojilerinin gelişimi ve yaygınlaşmasının da bir sonucu olarak, “zaman ve mekandan bağımsız çalışma”, “ev-ofis” anlamına gelen “home-office” kavramını son dönemde çok duyuyoruz. Bilişim teknolojileri ve İnternet, genel olarak çalışma modellerini değiştirdiği için artık insanlar, ofise gitmek zorunda olmadan, evde pijamalarıyla bilgisayarlarının başında oturup çalışabiliyorlar. Ancak, bu model, üst düzey yönetici kademesinde çalışan elit bir kesimi bir kenara koyacak olursak, bizlere yansıtıldığı kadar pembe bir model değil. Özellikle feministler bu çalışma modeline karşı ciddi bir muhalefet gösteriyorlar. Yeni ev merkezli çalışmanın dişilleştiğine dikkat çekiyorlar. Dişilleşmek, yedek işgücü olarak sömürülebilir olmak, işçiden çok hizmetkar olarak görülmek, parça başı iş nedeniyle ücretlerde düşme ve sosyal güvence ve sendikal örgütlenmeden yoksunluk demek. Bu modelle ayrıca kadın yeniden özel alana, eve kilitleniyor. Evde olduğu zamanlarda ev işi ve çocuklarla ilgilenmek zorunda kaldığı için çifte iş yükü sürekli hale geliyor.

Kadın çalışmaları merkezi bulunan üniversitelerde bu konuda ne tür faaliyetler yürütülüyor ya da yürütülmeli?

Türkiye’deki feministler ya da ilgili alanlarda çalışanlar henüz bu konuyla pek ilgilenmiyorlar. Birkaç akademik çalışma dışında toplumsal cinsiyet ve BT ilişkisine dair Türkiye’ye ait bilgi yok maalesef. Kadınların BT ve genel olarak teknolojik pratiklerle olan ilişkilerini güçlendirmeyi amaçlayan feminist politikaların üretilmesi gerekiyor artık. Çünkü bilişim teknolojileri alanı, tüm hegemonik ve toplumsal cinsiyet ideolojisi ile biçimlenmiş durumuna rağmen kadınlar için özgürleşme, kurtuluş ve kendini gerçekleştirme olanaklarıyla dolu. Bu alan da toplumsal cinsiyet ideolojisine müdahale edilebilecek diğer alanlar gibi bir mücadele alanı. Bilişim teknolojileri, kadınlar yararına ve kadınlar için kullanılma potansiyellerini de içinde barındırıyor. Özellikle masaüstü yayıncılık, elektronik yayıncılık, e-posta ile haberleşme ve internet üzerinden küresel ve yerel bilgi bankalarına ulaşma, haber ve sohbet gruplarına, forumlara katılma, internet üzerinde (sanal) eğitim vb. olanaklar hem bireysel olarak kadınların hem de kadın sivil toplum örgütlerinin etkinliklerini destekliyor, yaygınlaştırıyor. Daha da önemlisi kadınların kendi sözlerinin dolaşıma girmesine olanak tanıyor. Kadınlar, özgürleşmek ve en azından erkeklerle eşit koşullarda çalışma ve eğitim alanında yer almak istiyorlarsa, BT’yi önemsememe lüksüne sahip değiller. Bilgi kaynaklarına erişim ve bağlantılı olarak iletişimin gelişmesi, kadınların izolasyonunun sona ermesi ve özgüvenlerinin artmasına olumlu etkide bulunuyor. Kadın örgütleri, bilişim teknolojileri aracılığı ile kolay eriştikleri bilgiyi daha rahat yöneterek lobicilik faaliyetlerini güçlendirebiliyor, daha kolay organize olabiliyor, bu teknolojilerin sağladığı şeffaflaşmadan yararlanabiliyorlar. Örneğin hepimiz biliyoruz ki, “Kadın Kurultayı E-Grubu”nun, son TCK ve Medeni Kanun tartışmaları sırasında kadın örgütlerinin organize olabilmesinde oynadığı rol çok önemlidir. (OÖS/SD)


Bu roportaj Uçan Süpürge Kadın Haber Sitesi'nden alınmıştır.


 
 
LinuxChix | Debian Women | Gnome Women | Kde Women | Ubuntu Women
Template by Finerdesign.com